Bilinen ilk el yapımı ayakkabı türü, sandaletlerdir. Ayakkabıya ilişkin en eski bulgu ise M.Ö. 8000 yıllarında yaşayan Amerika yerlilerine ait. Ayakkabı konusunda en yaratıcı toplum olarak kabul edilen Mısırlılar, M.Ö. 3500’lerde ıslatılmış kumda ayaklarının kalıplarını çıkartıyor ve bu kalıplarda şekillendirdikleri ham deriden, tabana ipler bağlayarak sandaletler yapıyorlardı.
Çok geçmeden bu sandaletler, bir statü göstergesi olmaya başladı. Kadınlar mücevherlerle süsledikleri ayaklarını sergiliyor, erkekler ise, deri kayışlara, ender bulunan değerli taşlar taktırıyorlardı. Roma imparatorlarının giydiği sandaletler ise altından yapılıyordu.
Topuklu Ayakkabının Keşfi
İlk defa 1533’de kullanılan yüksek topuklu ayakkabının yaratıcısının Leonardo da Vinci olduğunu biliyor muydunuz? Floransa’nın ünlü ailelerinden Medicislerin kızı Cetherine de Medicis, bir dük ile evlenecekmiş. Cetherine, ufak tefek bir kızmış, fakat tören oldukça görkemli olacakmış. Aile bir çözüm bulmak için birçok kişiye başvuruyor. Cetherine’nin törenin görkemi altında kalmamasını istiyorlar. Rivayete göre çareyi, topuklu ayakkabı tasarımı ile Leonardo da Vinci bulur. Cetherine’nin görünüşünden etkilenen kadınlar ise bunu taklit etmeye başlar. İşçi sınıfının kullanışsız ve pahalı bulduğu topuklu ayakkabılar, zaman içinde bir statü göstergesi haline gelir.
18’inci yüzyılın sonlarına doğru ise, İsviçreli Shonewerd, ABD’de ilk ayakkabı fabrikasını kurar. Sonraki yüzyılda ise seri üretime geçilir. Fakat 20’nci yüzyılda, bütün dünyada özgürleşmeye başlayan kadınlar, topuklu ayakkabı yerine günlük hayatın akışına uygun, düz ayakkabı modellerini tercih eder. Ta ki 1951’e kadar! Bu tarihte, Fransa, ayakkabı modasında tekrar atağa geçerek, topuklu ayakkabıyı yeniden kadınların gündemine getirmeyi başarır. Fransız ayakkabı tasarımcısı Charles Jourdan’ın, iğne topuklu “stiletto” ayakkabı tarzı, hemen hemen bütün dünyayı etkisi altına alır ve bu akım, bir daha silinmemek üzere yeniden başlar.
Kaynak: KobiFinans




